Senin için
yaşadığın an umudun olmalı.Sen bugünün kafesindesin.Onu
kırmalı,aşmalısın.Sen bugüne doğmalısın.Yarın sana doğmayabilir.Ama sen
yarınların sorumluluğunu taşımalısın umudunda.Eğer bugününü inşa
edersen yarınların umudunu kendinde barındırmış olacaksın.Öyleyse bugünden
sonra yarına ulaşabileceksin/yarından sonra bugüne değil.Bugün ile
yarın arasındaki o sıkı bağı unutma.Bugünü nasıl bağlarsan yarını öyle
çözeceksin.Bugünü nasıl bitirirsen ,bitirdiğin yerden başlayacaksın
yarına.Gecenin o soğuk kasvetli havası sabahı etkisi altında bırakır ve
sabah üşüyebilirsin.
“İnsana ancak çalıştığı kadarı
vardır.” [...]
Archive for July, 2008
sen yarın ve umut
Posted in SEN YARIN VE UMUT, tagged sen, umut, yarın on July 15, 2008 | Leave a Comment »
…YÜRÜYÜŞ….
Posted in YAŞANAN, tagged öykü, gece, hikaye, karanlık, kent, pencere, yürüyüş on July 9, 2008 | Leave a Comment »
Koyulmuşlar yola ,
kentin o labirent dolu sokaklarına, ışıklı lambalarına aldırmayıp koyulmuşlar yola.
Yürüyorlar elleri birbirini tutmuş, yürekleri bağdaşmış,gözleri birbirinde erimiş.
Ve yürüyüş devam ediyor.Adımlarını atıyorlar; yürümesini yeni öğrenen daha dizlerini yeni doğrultmuş bir çocuk gibi.
Yürüyorlar aynı hizadalar.Gecenin soğuğu onlara çarpmak istercesine vuruyor yüzlerine .Binalar onlara üzerlerine çökecekmiş gibi pencerelerinden bakıyor..kentin o, buğulu boğuk sesleri adeta bir çırpıda, [...]
-YOL GÖSTEREN BİR USTA VE SÜREN YÜRÜYÜŞ-
Posted in ŞİİRLER, tagged ince, usta, uzun, yürüyüş, yol on July 9, 2008 | Leave a Comment »
‘usta’ sana
Gel artık,bitsin bu hasret usta
Kavuşalım birbirmize sevdamızla
Ayrılıklara,ayrımlara meydan oku gel
Gel ve sahiplen, kuşat bizi usta
Düş önümüze çağır bizi usta
Seninle gelmeye hazırız bil
Gel ve göster usta
Ana yolun ara yollarını
Gel koyulalım yola usta
Yol’a sensiz nasıl çıkarız
Yol ince ve uzun biliriz.yine bilirizki
Bizde uzun yolun,ince yolcularıyız
Ne kadar uzun sürerse sürsün hiç farketmez
Biz yine seninle yürürüz [...]
/Hep kaçtım gözlerinden
korkuyordum
gözlerinden korkuyordum
kaçışımda bir sır saklıydı
bana ait
bunu sen bilmiyordun
sen beni tanımıyordun
belki beni anlayamadın
anlamanı da istemezdim
eğer beni anlasaydın
daha bir korkardım gözlerinden
daha bir kurşunlanırdım
göz yaşlarım daha bir saplanırdı bağrıma
bunu sen bilmiyordun
sen beni tanımıyordun/ 22.10.1998
dolanıyorum ya
başımı vuruyorum ya
tüm iklimlerine senin
çalmadığım kapın kalmıyor
bulamıyorum ya seni
delirtmemek için zor tutuyorum aklımı
aklım sen olmuşken
ve sen [...]
2.
Posted in ESİNTİLER, tagged adı, onur, saklı, tarih, umud, şafak, şarkı on July 8, 2008 | Leave a Comment »
TARİH
Koca bir Tarihi yatırıyorum
kalbime esefle
TUTANAK
Tutanaklarımız yoktu
Ellerin nerede?
Bir yaz sıcağında arıyorum ellerini
UR
Kalbimdeki ur.
PUT
Put açıldı
İnsan puta saçıldı
ADI
İhanetin adını kim koyacak?
Ben mi koyuyorum öyleyse:ZULÜM
Bana, Sana,Ona
Bize,Size,Onlara
SAKLI
Saklarım sevgileri içime
Hep benimle kalsın onlar diye
ŞARKI
Hep bir şarkıyımı söyler dudaklarım
Hep söylenecek olan bir şarkı bu.
UMUD
Umud yazılabilecek mi
Siz ya-za-cak-sınız
ŞAFAK
Tarih şafağı sökerken
Tut şafağı insan
Ellerinle tut
ONUR
Taşınır yeryüzüne
Bir müminin [...]
YİTİRİŞ
Posted in YİTİRİŞ, tagged bekleyiş, canavar, cennet, pranga ve esir, yitik, ışık on July 7, 2008 | Leave a Comment »
Yitirmeseydim yazar mıydım ?
Neyi nasıl yazardım?
Bu yazdıklarım yüreğinin en hassan odasının kapılarını kapatmayıp hala o kapıyı sonuna kadar aralamaya dikkat kesilenler için….
Bir rüzgar savruntusuyla yüreğimin en hassas bucağından esip gelmiş poyrazlar….
Yüzünün çizgilerinden okuyorum seni
Yüzün ise çizgilere bürünmüş
Kaldır yüzündeki örtüleri
Seni sen gibi göreyim gülüm
Düşünmenin sınırı nedir?
Sınır sadece düşünmekle kısır mıdır
Düşünen mi insandır
Yoksa insan mı düşünen midir
Düşüncelerimi [...]
1.
Posted in ESİNTİLER, tagged açık, arz, coğrafya, güzel, o, projektör, sen ve ben, taş, ter, umud, vurgun, zaman on July 7, 2008 | Leave a Comment »
ARZ
Adımlıyor Arzı
Kucaklıyor Arzı
Göğsüne yatırıyor Arzı
COĞFARYA
Hiçbir günahım olmasın
Bana yetecek günah olarak
Mazlum coğrafyam
TAŞ
Duyarsızlaşa duyarsızlaşa
Taş oldun be insan
ZAMAN
Almış başını yürüyor zaman
Başından da duman
TER
Avucumdaki terim
Siler mi kalbimin pasını
PROJEKTÖR
Bir projektör gibi [...]
‘FURKAN’ın YERİ
Posted in FURKAN'IN YERİ, tagged alev, ateş, aşk, gül, ibrahim, koku on July 7, 2008 | Leave a Comment »
Furkan’ın yeri ıpıssız.Perdeleri çekik, lambaları sönmüş.Yolları topraklanmış.Kapısı kilitli.İçeride yalnız kendi başına kaldı
“AŞK”
Aşk beklemeye durdu
Yalnız kendi başına
Soğuk bir sessizlik
Belki de sıcaklık dolu
Bu ateşe kim atacak kendini
Hangi –İBRAHİM-
Aşk’la alevlenmeye, ısınmaya, parlamaya gönüllü
Gönül nerede?
-İBRAHİM- neredesin?
Aşk seni bekler
At kendini koynuna ateşin
Ve tebessümler belirsin yanaklarında
Güller açsın bahçende
Koksun buram buram insanlığa
-İBRAHİM- bekleme
Sönmeden ateş
At kendini koynuna ateşin, yan alevlenen göklere [...]