Feeds:
Posts
Comments

 

 

İçimden sen gidiyordun

O gün orda

 

Belki seninle bir gün

bu şehirde karşılaşabiliriz

 

Sensiz Azaplar Yaşadım

Senli Azaplar Yaşadım

 

 

Çaresizliğim beni

Öldürüyor biliyor musun

 

Belki yarın bir  savaş çıkabilir

İhtimal dahilindedir

Ve

Seninle Ben ‘Birlikte’ olamayabiliriz

 

Senin Yüzün

Daha efdal

 

Efdal:1.Çok faziletli,yüksek derecede 2.tercihe şayan

 

Bitiyorum…..

 

Mumu gibi

Kendimi eritiyorum Alevinle

 

Bu şiirler senin

Ve sana vermeliyim

 

Bütün Biliçaltım, Bilincim, Bilinçüstüm

Hepsi Sensin

 

Senin ‘Izdırabın’

Gece ve Gündüzü Bir etmiştir benim için

Farksız kılmıştır

 

 

Yüzüne nail olmak

 

Korkuyorum

 

Göğsümü Dağladım ‘Ateşinle’

Başka ne yapabilirdim ki

 

Deliler gibi susadım sana

Ama ne çare

 

DUA

 

Allah’ım!

Beni sevdiğim İnsanla buluştur

Beni sevdiğim İnsanla birleştir

 

Ve sen olsam ben

 

Hava soğuk, buz kesiyor

Ve sen ne yapıyorsun bilmiyorum

 

Geceler var ki Sensiz

Geceler var ki Çaresiz

 

………..HAYALİNİ SÜRMEK……….

Senin için

yaşadığın an umudun olmalı.Sen bugünün kafesindesin.Onu

kırmalı,aşmalısın.Sen bugüne doğmalısın.Yarın sana doğmayabilir.Ama sen

yarınların sorumluluğunu taşımalısın umudunda.Eğer bugününü inşa

edersen yarınların umudunu kendinde barındırmış olacaksın.Öyleyse bugünden

sonra yarına ulaşabileceksin/yarından sonra bugüne değil.Bugün ile

yarın arasındaki o sıkı bağı unutma.Bugünü nasıl bağlarsan yarını öyle

çözeceksin.Bugünü nasıl bitirirsen ,bitirdiğin yerden başlayacaksın

yarına.Gecenin o soğuk kasvetli havası sabahı etkisi altında bırakır ve

sabah üşüyebilirsin.

 

 

“İnsana ancak çalıştığı kadarı

vardır.” Vahiy

 

 

 

Koyulmuşlar yola ,

kentin o labirent dolu sokaklarına, ışıklı lambalarına aldırmayıp koyulmuşlar yola.

Yürüyorlar elleri birbirini tutmuş, yürekleri bağdaşmış,gözleri birbirinde erimiş.

Ve yürüyüş devam ediyor.Adımlarını atıyorlar; yürümesini yeni öğrenen daha dizlerini yeni doğrultmuş bir çocuk gibi.

Yürüyorlar aynı hizadalar.Gecenin soğuğu onlara çarpmak istercesine  vuruyor yüzlerine .Binalar onlara üzerlerine çökecekmiş gibi pencerelerinden bakıyor..kentin o, buğulu boğuk sesleri  adeta bir çırpıda, bir sesle onların gırtlaklarına yapışmış boğmak istiyor.

Kent, onların üzerine hangi güzergahtan gelirse gelsin, onlar hiç aldırmıyorlar sadece önlerine bakarak, yürüyorlar…

Ve yürüyüş sürüyor,sürüyor çekinmeden karanlığın gecesine  doğru yürümekten. Gecenin karanlığının eteklerin de kentin insanlarının göremediği ışığın aydınlığını görerek

Sürüyor sürüyor yürüyüşleri..

                                                  Ve sürüyor yürüyüşleri………….

                                                      ‘usta’ sana

Gel artık,bitsin bu hasret usta

Kavuşalım birbirmize sevdamızla

Ayrılıklara,ayrımlara meydan oku gel

Gel ve sahiplen, kuşat bizi usta

Düş önümüze çağır bizi usta

Seninle gelmeye hazırız bil

Gel ve göster usta

Ana yolun ara yollarını

Gel koyulalım yola usta

Yol’a sensiz nasıl çıkarız

Yol ince ve uzun biliriz.yine bilirizki

Bizde uzun yolun,ince yolcularıyız

Ne kadar uzun sürerse sürsün hiç farketmez

Biz yine seninle yürürüz usta

Gel usta !

Bekliyoruz yolun bir kavşağında seni

Sırtımızdaki yük çok ağır biliriz

Ama taşımasakta olmaz biliriz

Gel ve susma artık usta

Seni dinliyoruz yüreğimizin kulağından

Pas tutmadı kulaklarımız seni duyamayacak kadar usta

Sen yeter ki susma usta

Gel artık bu kavşakta bekletip durma bizi

Beklemek çok zor ve ağır usta

Gel ve bu kavşaktaki lambaların

Işığını yak usta

Ki, görünsün yol,mesafe, gece,ve sabah usta

Gel usta elimizi elinin,

Yüreğimizi yüreğinin üzerine koyduk

Şahdamarımıza sadık kalacağız

Ve sana biat ediyoruz usta 

1.

 

/Hep kaçtım gözlerinden

korkuyordum

gözlerinden korkuyordum

kaçışımda bir sır saklıydı

bana ait

bunu sen bilmiyordun

sen beni tanımıyordun

belki beni anlayamadın

anlamanı da istemezdim

eğer beni anlasaydın

daha bir korkardım gözlerinden

daha bir kurşunlanırdım

göz yaşlarım daha bir saplanırdı bağrıma

bunu sen bilmiyordun

sen beni tanımıyordun/         22.10.1998

 

dolanıyorum ya

başımı vuruyorum ya

tüm iklimlerine senin

çalmadığım kapın kalmıyor

bulamıyorum ya seni

delirtmemek için zor tutuyorum aklımı

aklım sen olmuşken

ve sen yokken…

 

özlemek seni

iliklerime kadar

 

kokun nerede

nefes alamıyorum

bu dünya denen kafeste

kanatların nerede

uçamıyorum gökyüzüne

gözlerin nerede

göremiyorum

 

lütfen!yalvarıyorum

esirgeme bakışlarını benden

‘ol’ benimle 

                                                             01.20.2002

not:bu cümlelerin hiç biri kağıtta durduğu gibi durmuyor tıpkı alkolün şişede durup ta insan vucüdun da durmaması gibi

2.

TARİH

Koca bir Tarihi yatırıyorum

 kalbime esefle

 

TUTANAK

Tutanaklarımız yoktu

Ellerin nerede?

Bir yaz sıcağında arıyorum ellerini

 

UR

Kalbimdeki ur.

 

PUT

Put açıldı

İnsan puta saçıldı

 

ADI

İhanetin adını kim koyacak?

Ben mi koyuyorum öyleyse:ZULÜM

 Bana, Sana,Ona

Bize,Size,Onlara

 

SAKLI

Saklarım sevgileri içime

Hep benimle kalsın onlar diye

 

ŞARKI

Hep bir şarkıyımı söyler dudaklarım

Hep söylenecek olan bir şarkı bu.

 

UMUD

Umud yazılabilecek mi

Siz ya-za-cak-sınız

 

 

ŞAFAK

Tarih şafağı sökerken

Tut şafağı insan

Ellerinle tut

 

ONUR

Taşınır yeryüzüne

Bir müminin

Omuzunda

 

YİTİRİŞ

 

Yitirmeseydim yazar mıydım ?
Neyi nasıl yazardım?

 

Bu yazdıklarım yüreğinin en hassan odasının kapılarını kapatmayıp hala o kapıyı sonuna kadar aralamaya dikkat kesilenler için….

 

Bir rüzgar savruntusuyla yüreğimin en hassas bucağından esip gelmiş poyrazlar….

 

Yüzünün çizgilerinden okuyorum seni
Yüzün ise çizgilere bürünmüş
Kaldır yüzündeki örtüleri
Seni sen gibi göreyim gülüm

 

Düşünmenin sınırı nedir?
Sınır sadece düşünmekle kısır mıdır
Düşünen mi insandır
Yoksa insan mı düşünen midir

 

Düşüncelerimi eritmeliyim eylem içinde
Eylemi de bulmalıyım düşünce içinde

 

PRANGA VE ESİR

 

Duygularını ve eğilimlerini iyi bil ve onların esiri olma ki ayaklarına pranga vurmayasın.onları esir al ki sen kendin olup.özgür olabilesin.

Belki her şey çok basitti.Ama belki bu basitte en zordu.

 

BEKLEYİŞ

 

Eğer sen hep bekliyorsan bil ki bu bekleyiş bitmeyecek seni çıkmaz beklentilere sürükleyecek ve sen hep bekleyen olacaksın.bekleme salonu kadar insanlarla dolu başka bir salon görmedim düşüncelerimde ve yaşantımda.beklemek değil “yapmak” senin yaşaman.


IŞIK

 

Gözlerim çok parlak
Işığı göremiyorum
Işık beni benden aldı
Ben yine göremedim ışığı

 

CENNET VE YİTİK

 

Yitirdiğin cenneti
başka yitik cennetlerde aramaya koyulma

Yoksa hezayan içinde yüzerken bulursun
veya bulamazsın kendini

 

CANAVAR

 

İçinizdeki keşfettiğiniz
veya keşfedemediğiniz
Canavarı durdurun

 

ZULÜM VE BEN

 

Ben zulmün tarihçesini
Çiziyorum yüreğime anne
Vurulan hep
Benim yüreğim anne

 

 

 

 

 

 

 

 

1.

          ARZ

       

        Adımlıyor Arzı

        Kucaklıyor Arzı

        Göğsüne yatırıyor Arzı

 

         COĞFARYA

       

        Hiçbir günahım olmasın

        Bana yetecek günah olarak

        Mazlum coğrafyam

 

         TAŞ

         

       Duyarsızlaşa duyarsızlaşa

       Taş oldun be insan

 

         ZAMAN

 

    Almış başını yürüyor zaman

    Başından da duman  

 

         TER

       

       Avucumdaki terim

       Siler mi kalbimin pasını

        

            PROJEKTÖR

 

        Bir projektör gibi

        Tarar tarihini

 

           VURGUN

 

          Şafağa vurgun

          Gözyaşların

 

                   “O”

       

       Vucutdaki Temiz ve sıcak

       Kan gibiydi

       Bütün damarlara akıyordu

 

           AÇIK

 

        Tetikte eller

        Açık mı açık

 

         

          GÜZEl

   

   Adı konulmamış güzel

   Ne de güzel

 

 

           UMUD

        

         Umud yorulmuş

         Yoruldukça güzelleşsin umud

 

            SEN VE BEN

 

     Yıllar mı eskitecek seni ,beni.

     /Zamanı ve Mekanı geç

     /Seninim hala ben

 

Furkan’ın yeri ıpıssız.Perdeleri çekik, lambaları sönmüş.Yolları topraklanmış.Kapısı kilitli.İçeride yalnız kendi başına kaldı

         “AŞK”

 

Aşk beklemeye durdu

Yalnız kendi başına

Soğuk bir sessizlik

Belki de sıcaklık dolu

Bu ateşe kim atacak kendini

Hangi –İBRAHİM-

Aşk’la alevlenmeye, ısınmaya, parlamaya gönüllü

Gönül nerede?

-İBRAHİM- neredesin?

Aşk seni bekler

At kendini koynuna ateşin

Ve tebessümler belirsin yanaklarında

Güller açsın bahçende

Koksun buram buram insanlığa

-İBRAHİM- bekleme

Sönmeden ateş

At kendini koynuna ateşin, yan alevlenen göklere doğru…

 

İBRAHİM/Ateş/Bahçe

İBRAHİM/Aşk/Gül

 

 

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.